BASIN LOBİSİ

Tarafsız değil, insandan taraf!

Filmekimi İçin Geri Sayım Başladı

İKSV tarafından düzenlenen 13. Filmekimi’nin programı açıklandı. 43 filmlik şahane seçkide önemli yönetmenlerin son filmlerinin yanı sıra Cannes, Berlin, Venedik gibi büyük festivalde dikkat çeken filmler de var. İstanbul da 11-17 Ekim arasında yapılacak festivalin biletleri satışa çıktı. Filmekimi, Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemalarının yanı sıra bu yıl ilk defa Kadıköy’de Rexx Sineması’nın büyük salonuna da konuk olacak. Filmekimi ayrıca, Gaziantep’te 2-9 Kasım tarihleri arasında yapılacak Zeugma Film Festivali’nin de yabancı film programını üstlenecek.

İşte festivalin filmleri:

DÜŞÜŞ/ The Turning: Farklı disiplinlerden gelen sekiz Avustralyalı sanatçı, ödüllü yazar Tim Winton’ın insanın içine işleyen aynı adlı harika öykü kitabı Dönüş’teki öyküleri kısa filmlere döktüler. Birbirine bağlanan ve birbirleriyle çakışan öykü-filmlerde yineleyen karakterleri farklı Avustralyalı oyuncular canlandırıyor. Filmde küçük bir kıyı kasabasının sakinleri, sıradan yaşamlarını sarsan olağanüstü anları yaşarken, tereddüt ve pişmanlık hissediyor, bazı ilişkiler ister istemez değişiyor, kararlardan vazgeçiliyor, bazı yaşamlar sonsuza dek yön değiştiriyor… Canlı çekimler, kum animasyonu ve hatta üç parçalı bir bölüm de içeren bu çok özel film, önce Melbourne, ardından da Berlin film festivallerinde prömiyerini yaptı.

SARAYBOSNA’NIN KÖPRÜLERİ/ Bridges of Sarajevo: Dünya prömiyerini Cannes’da özel bir gösterimde yapan Saraybosna’nın Köprüleri, 1. Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümü vesilesiyle hazırlanan on üç kısa filmden oluşuyor. Avrupalı yönetmenlerin Saraybosna’nın tarihi ve bugününü ele aldıkları filmler, 1914-1918 ve 1992-1995 tarihlerini de işliyor, yani savaş günlerini… Köklü bir geçmişe sahip bu çok özgün kent, filmde evrensel meselelerin eleştirel ve sanatsal bir simgesine dönüşürken kentin tarihi, dünya tarihiyle kesişiyor ve yüz yıllık bir savaşlar coğrafyası önümüze açılıyor. Fransız eleştirmen Jean-Michel Frodon’un önayak olduğu bu proje-filmdeki farklı tarz ve bakış açılarını temsil eden bölümler, Belçikalı çizgiromancı François Schuiten’in çizdiği canlandırma sekanslarıyla birleştiriliyor.

AŞKIN HALLERİ/ The Disappearance of Eleanor Rigby: Them: Ned Benson’ın 2013’te çektiği ikili film Him ve Her, evli bir çiftin bozulan ilişkisine kadının ve adamın bakış açılarından, ayrı ayrı bakıyordu. İki farklı bakış açısını bir araya getiren ve bu iki filmin tek bir filme kurgulanmış hali olan The Disappearance of Eleanor Rigby: Them / Aşkın Halleri ise ilişkilerin öznelliğine getirdiği benzersiz bakışla, Cannes’da ilk kez gösterildiği Belirli Bir Bakış bölümünde büyük övgü topladı. Filmin kahramanları Connor ve Eleanor, New Yorklu, evli bir çifttir. Connor kendi lokantasında çalışırken Eleanor da yüksek eğitimine devam etmektedir. Hayat sıradan günlerle geçerken beklenmedik bir kayıpla evlilikleri sarsılır. Bu üzücü olaydan sonra iki yabancı olarak hem birbirlerine anlayış göstermeye hem de eski sevgilerini yeniden yakalamaya çabalayacaklardır. Filmde başrolleri Jessica Chastain, James McAvoy, Viola Davis, William Hurt, Isabelle Huppert, Jess Weixler, Bill Hader gibi yıldızlar paylaşıyor.

KARDA BİR BEYAZ KUŞ/ White Bird in a Blizzard: En son kıyamet komedisi Kaboom/ Gümmm! ile Filmekimi’nde izlediğimiz Gregg Araki’nin üç yıl aradan sonra çektiği bu ilk uzun metrajlı film, sıra dışı ve gizem dolu bir dram ve bir büyüme öyküsü. White Bird in a Blizzard / Karda Bir Beyaz Kuş’ta kusursuz ev kadını, güzel, çekici, gizemli ve huzursuz Eve ortadan kaybolunca, 17 yaşındaki kızı Kat, yıllardır ezildiğini hissettiği duygusal baskılardan kurtulmanın heyecanıyla annesinin yokluğunu hiç yadırgamaz. Cinselliğini keşfedip bir yandan büyümenin sancılarını çekerken bir yandan da rüyalarında annesinin yardım çağrılarını görmeye devam eder. Ne var ki, zaman geçtikçe Kat, sonunda kendi inkârını görecek ve annesinin gidişi hakkındaki gerçekleri kabullenecektir. Filmin oyuncu kadrosunda Shailene Woodley, Eva Green, Christopher Meloni, Shiloh Fernandez, Gabourey Sidibe, Thomas Jane, Dale Dickey, Mark Indelicato, Sheryl Lee, Angela Bassett gibi yıldızlar yer alıyor.

AYRI DÜNYALAR / Zwischen Welten: Avusturyalı oyuncu ve yönetmen Feo Aladağ’ın ödüllü ilk filmi Die Fremde / Yabancı’nın ardından, gerçek olaylardan esinlenerek senaryolaştırarak çektiği Zwischen Welten/ Ayrı Dünyalar, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı. Alman askeri Jesper, kardeşini orada kaybetmiş olmasına rağmen Afganistan’daki bir görevi kabul ederek savaş yorgunu bu ülkeye gelir. Görevi, bir karakol köyünü Taliban etkisinden korumaktır. Genç fakat deneyimsiz tercümanları Tarık’ın yardımıyla hem yerel halkın hem de müttefik Afgan milislerinin güvenini kazanmaya çalışır. Ancak Taliban, Tarık’la kız kardeşi Nala’yı tehdit edince, Jesper askeri sorumluluklarıyla vicdanı arasında sıkışır. Filmin oyuncu kadrosu ise şöyle: Ronald Zehrfeld, Mohsin Ahmady, Saida Barmaki, Abdul Salim Yosofzai…

SENİ SEVİYORUM RIO/ Rio, Eu Te Amo: Basil Hoffman, Bruna Linzmeyer, Caio Junqueira, Cláudia Abreu, Harvey Keitel, John Turturro, Nadine Labaki, Rodrigo Santoro, Ryan Kwanten, Vanessa Paradis, Vincent Cassel’dan oluşan, yıldızlarla dolu bir oyuncu kadrosu ve aralarında Guillermo Arriaga, Stephan Elliott, Nadine Labaki, Paolo Sorrentino, John Turturro’nun da olduğu 10 yönetmen, Rio’da âşık olmanın ve bazen de Rio’ya âşık olmanın hikâyelerini anlatıyor. Dünyanın en saygın yönetmenlerinden bazıları, bu büyülü kente duydukları aşkı ve tutkuyu, on kısa filmle sinemasal bir aşk mektubu gibi tasarladılar. Kısa filmlerin her biri iki gün içinde, Rio’nun farklı mahallelerinde geçiyor. Seni Seviyorum Rio, daha önce Paris ve New York’u ele alan “Aşk Şehirleri” dizisinin üçüncü ayağı.

fft16_mf2448054

İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN/ A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence: Çoğu zaman adı Ingmar Bergman ile anılan, İsveç sinemasının usta yönetmeni Roy Andersson İkinci Kattan Şarkılar (2000) ve Siz, Yaşayanlar’ın (2007) ardından “Yaşayanlar” üçlemesini tamamlıyor. Dünya prömiyerini ağustosta Venedik Film Festivali’nde yapan ve Altın Aslan Ödülü’nü alan film, Holger Andersson, Nisse Vestblom’ın canlandırdığı ıvır zıvır satan iki gezgin satıcıyı izliyor. Çağdaş zamanların Don Kişot ve Sanço Panza’sı gibi, bu iki bezgin adam, günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık dünyasına bir bakış atıyor: Aynı anda absürt, sert, gerçeküstü, öfke dolu, rahatsız edici, karanlık ve komik İnsanları Seyreden Güvercin, farklı yaşamlar ve durumların içinden geçerken bize yaşamın ihtişamını, insanoğlunun kırılganlığını ve yaklaşan kıyametini hatırlatıyor, tıpkı bir dalın üzerinden bizleri gözleyen bir güvercin gibi.

ÇİLE/ Kreuzweg- Dietrich Brüggemann: Bu sene Berlin’de En İyi Senaryo ve Kiliseler Birliği Ödülleri’ni alan Çile, köktendincilik üzerine bir taşlama, bir azizenin öyküsü… 14 yaşındaki Maria, koyu Katolik bir mezhebe bağlı olan ailesinden öğrendiklerini gündelik yaşama bir türlü uyarlayamaz. Bu nedenle sürekli bir ikilem içinde kalan genç kız, giderek daha da radikal bir noktaya kayar ve dilsiz erkek kardeşinin iyileşmesi için kendini kurban etmeye karar verir. İsa’yı aklından çıkarmadan, onun çile çektiği on dört duraktan geçerek bir azize olacaktır. Lea van Acken, Franziska Weisz, Florian Stetter, Lucie Aron, Moritz Knapp, Ramin Yazdani, Hanns Zischler ve Michael Kamp’ın rol aldığı Dietrich Brüggemann’ın filmi bu öyküyü sabit açılı 14 plan sekans aracılığıyla anlatıyor. Filmin alışılmadık biçimsel tercihi seyirciyi zorlamaktan ziyade, metnin dini fanatizm ve hoşgörü üzerine sorduğu soruları daha da çıplak hale getiriyor.

KÖK/ I Origins: Yılın en merakla beklenen bilimkurgu filmlerinden olan Kök’te bilim, aşk ve maneviyat bütünleşiyor. Bu sene Sundance’te Alfred P. Sloan En İyi Bilim Filmi Ödülü’nü alan filmde; Dr. Ian Gray, gözde bulunan iris tabakasının her insanda farklı olduğu gerçeğinden hareketle gözün evrimini araştıran bir moleküler biyologdur. Elinden kaçırdığı genç bir kadınla karşılaşıp ona âşık olduğunda araştırmalarının hayatına işlediğini fark eder. Araştırmaları, yıllar sonra, onu hem bilimsel hem de manevi inançlarını sarsacak bir sonuca sürükleyecer. Teorisini kanıtlamak uğruna dünyanın bir ucuna gidip tüm varlığını tehlikeye atmayı bile göze alacaktır. Heyecan dolu bir bilim-gizem filmi olan Kök, Mike Cahill’in ikinci filmi. Cahill’in ilk filmi olan Başka Bir Dünya da Sundance’te 2011’de Alfred P. Sloan Ödülü’nü kazanmıştı. Filmde Michael Pitt, Brit Marling, Astrid Bergés-Frisbey, Steven Yeun, Archie Panjabi ve Cara Seymour yer alıyor.

İLK GÖRÜŞTE AŞK/ Les Combattants: Bu yıl, Cannes Avrupa Sinemaları, SACED, CICAE Sanat Sinemaları ve FIPRESCI gibi ödüllere layık görülen İlk Güreşte Aşk; komik bir hayatta kalma mücadelesini ve zorlu bir aşkı anlatıyor. Dostlarıyla aile işi arasında bölünen Arnaud, görünüşte sakin bir yaz geçirecektir. Ta ki güzel olduğu kadar kaba, bir o kadar da kaslı Madeleine’le yerlerde gürerşip kaybedene dek. Arnaud’nun beklentisi yoktur, Madeleine en kötüsüne hazırlıklıdır. Biri kendini bırakır, rahattır, gülmeyi sever. Öteki dövüşmeyi, yüzmeyi, kendini zorlamayı… Madeleine bir şey talep etmediğine göre Arnaud ne kadar ileri gidecektir? Sonuçta, hem sevişmek hem savaşmak mümkündür. Thomas Cailley’nin ilk uzun metrajı bir romantik komediyi de geçerek film türleri arasında geziniyor. Filmin oyuncu kadrosu ise Adèle Haenel, Kévin Azaïs, Antoine Laurent, Brigitte Roüan, William Lebghil, Thibault Berducat ve Nicolas Wanczycki’den oluşuyor.

 HAVANA’YA DÖNÜŞ/ Retour à Ithaque: Havana’yı tepeden gören bir teras ve günbatımı… Bu sene, Venedik Günleri’nde En İyi Film Ödülü’nü alan Havana’ya Dönüş’te beş arkadaş, İspanya’da 16 yıllık sürgününden sonra memlekete dönüşünü kutlamak üzere bir araya gelmiş. Günbatımından şafağa dek gençliklerini, sırlarını, bir zamanlar kurdukları ekibi, geleceğe dair umutlarını anımsarlarken bir yandan da hayal kırıklıklarını ve birer birer yıkılıp giden Küba gerçekliklerini konuşurlar. Dostlukları her şeye rağmen onları bir arada tutacak, acı ve tatsız anların üstesinden gelecek kadar güçlü müdür? Ithaca’ya Dönüş’ün senaryosu, Küba’nın en saygın romancısı Leonardo Padura ile Altın Palmiye’li Sınıf ve Can Ateşi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Lauren Cantet tarafından yazıldı. Havana’ya Dönüş’ün başrollerinde ise Jorge Perugorria, Pedro Julio Diaz Ferran, Isabel Santos, Fernando Hechavarria ve Néstor Jiménez bulunuyor.

WHIPLASH: Damien Chazelle’in son filmi Whiplash, Sundance’te Drama dalında Büyük Jüri Ödülü ve İzleyici Ödülleri’ni kazandı. Cannes’da da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen film, acımasız bir caz ustasıyla genç davulcu öğrencisi arasındaki gerilimli ilişkiyi ele alıyor. Chazelle’in 2013’te yine Sundance’te ödüllendirilen aynı adlı kendi kısa filminden yola çıkarak çektiği, adrenalini hiç azalmayan bu psikolojik gerilimin kahramanı, Manhattan’da zorlu bir konservatuarda okuyan, daha 19 yaşındaki davulcu Andrew. Babası gibi başarısızlığa uğramaktan korkan Andrew, büyük bir müzisyen olma hedefiyle elleri kanayıncaya kadar egzersiz yapıyor. Sertliğiyle nam salmış caz ustası Terence Fletcher’dan ders almaya başlayınca, kusursuzluğa erişmek için insanlığını bile kaybetmeyi göze alıyor. Filmin başrollerinde Milles Teller, J.K. Simmons, Melissa Benoist, Paul Reiser, Austin Stowell ve Jayson Blair’i izliyoruz.

PALO ALTO: Gia Coppola’nın senaryosunu yazıp yönettiği bu ilk film, James Franco’nun yazdığı Palo Alto Öyküleri kitabından beyazperdeye uyarlandı. Çekingen ve hassas bir kız olan April, çocuğunu tek başına büyüten futbol koçu Mr. B. ile kafası hep güzel, asi Teddy arasında kalmıştır. Bu arada, April’a gizlice hayran Fred, önüne gelenle yatan Emily’yi baştan çıkarır. Partiler eğlenceleri izlerken April ile Teddy sonunda birbirlerine ilgi duyduklarını kabullenirken Fred’in sorumsuzlukları ortalığı karıştırır. Francis Ford Coppola’nın torunu ve Sofia Coppola’nın yeğeni, fotoğrafçı Gia Coppola, ilk filminde ilkgençliğin karmaşık bağlarını, aşırıya kaçan duygularını ve romantik sarsıntılarını ustaca saptarken ergenlerin cinsel arzu, sıkıntı, yabancılaşma ve yıkıcı öfke nöbetlerinin bir portresini de çiziyor. Filmde başrolleri ise yine James Franco, Emma Roberts, Nat Wolff, Zoe Levin, Claudia Levy, Olivia Crocicchia ve Jack Kilmer paylaşıyor.

YILDIZ HARİTASI/ Maps to the Stars: Dardenne Kardeşler’in Altın Palmiye için yarışan filmi İki Gün, Bir Gece, bu yıl Sydney’de En İyi Film Ödülü’nü aldı. Variety dergisine göre “Belçika işçi sınıfına dair yine güçlü bir yapıt; her zamanki gibi harika bir toplumsal dram” ve Marion Cotillard’ın Kaldırım Serçesi’nden bu yana en iyi performansı. Cotillard’ın canlandırdığı Sandra, depresyon yüzünden bir süre izin aldıktan sonra işine dönüyor. Ne var ki o yokken patronu iş arkadaşlarına 1000’er Avro prim karşılığında Sandra’yı işten çıkarmayı teklif ediyor. Gizli oylama pazartesi yapılacak; Sandra’nın iş arkadaşlarını ikna etmek için sadece bir haftasonu var. “Filmin genel çerçevesi bu” diyor yönetmenler: “Performans takıntısı ve çalışanlar arasındaki vahşi rekabet. Bunu her yerdeki işyerlerinde görüyoruz.” Fransız yıldızlardan oluşan filmin kadrosunda Marion Cotillard, Fabrizio Rongione, Pili Groyne, Simon Caudry ve Olivier Gourmet bulunuyor. İki Gün, Bir Gece, Belçika’nın Oscar adayı oldu.

MOMMY: Henüz 25 yaşındaki Xavier Dolan, Mommy ile Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü efsane sinemacı Jean-Luc Godard’la paylaştı. Yönetmenliğini, senaristliğini, kurgusunu ve hatta kostüm tasarımını Dolan’ın üstlendiği film, bazen şiddete meyilli bazense fazla sevecen sorunlu ergen oğlu Steve’i tek başına büyütmeye çalışan dul anne Diane’ın hikâyesini anlatıyor. Komşuları olan Kyla bir gün hayatlarına girince, hem annenin hem de oğlun hayatları değişiyor. Uyguladığı 1:1 ekran oranı ve müzik, renk ve kurgu seçimleriyle Xavier Dolan’ın bu son filmi, birçok eleştirmen tarafından en iyi ve en olgun yapıtı olarak görüldü, jüri başkanı Jane Campion tarafından “O gerçekten dahi, filme bayıldım” sözleriyle övüldü. Filmin oyuncu kadrosu Anne Dorval, Suzanne Clement, Antoine Olivier Pilon, Patrick Huard, Alexandre Goyette, Michele Lituac ve Viviane Pacal’den oluşuyor. Mommy, Kanada’nın Oscar adayı oldu.

JERSEY BOYS: Usta oyuncu ve Oscar’lı yönetmen Clint Eastwood bu kez efsane rock’n’roll grubu Frankie Valli and the Four Seasons’ın yükseliş öyküsünü sinemaya aktarıyor. Bazı filmlerinin müziklerini de kendi besteleyen Eastwood’un Bird ile ilk kez denediği müzik biyografileri filmlerinin son başarı halkası Jersey Boys, özellikle 60’larda şöhreti yakalayan, albümleri 100 milyon satan Frankie Valli and the Four Seasons’ı 1951’den 1990 yılına dek izliyor. 2005’ten bu yana Broadway’de, geçen yıl da İstanbul’da sahnelenen Jersey Boys müzikali dört Tony Ödülü kazanmıştı. Müzikalin bu beyazperde uyarlamasında da Frankie Valli’yi müzikalde başrolünü üstlenen John Lloyd Young canlandırıyor. Frankie Valli and the Four Seasons’ın çokça bilinen klasik hit şarkıları arasında “Sherry”, “Big Girls Don’t Cry”, “Beggin’” ve “Can’t Take My Eyes Off of You” sayılabilir.

PASSOLİNİ:“Onu kimin öldürdüğünü biliyorum!” demişti Abel Ferrara İtalyan gazetecilere Pasolini’nin son günlerini anlattığı filmini bitirince. Gizem, Pier Paolo Pasolini 1975 Kasım’ında, korku ve tutkunun hüküm sürdüğü, yoz ve bitik bir İtalya’da vahşice öldürüldüğünden bu yana ortadan kalkmadı. Şair, yönetmen, gazeteci ve aydın Pasolini, İtalyan sanat ve siyaset çevrelerinin en tanınmış ve aynı zamanda en tartışılan isimlerinden biriydi. 1975’te Roma yakınlarında bir plajda, kendi arabasıyla ezilerek öldürüldüğünde bazı söylentiler ve zanlılar ortaya çıktı ama gerçek katil ne belirlendi ne de cezalandırıldı. 2005 yılında, bazı yeni kanıtların ele geçmesiyle vaka dosyası yeniden açıldı. Abel Ferrara, siyaset ve sinema tarihini bir arada ele aldığı filminde işte bu karanlık olaya ışık tutmaya çalışırken filmin oyuncu kadrosunda Willem Dafoe, Maria De Medeiros, Riccardo Scamarcio, Giada Colagrande, Valerio Mastandrea ve Tatiana Luter yer alıyor.

fft16_mf2448076

NEW YORK’A HOŞ GELDİNİZ/ Welcome to New York: Bay Devereaux güçlü bir adam… Elinden her gün milyarlarca dolar geçen, ülkelerin ekonomik kaderlerini elinde tutan bir adam… Karşı koyamadığı, çılgın bir cinsel açlığın pençesinde bir adam… Dünyayı kurtarmanın hayalini kurarken kendini kurtaramayan, korkmuş, kayıp bir adam… New York’a Hoş Geldiniz, zenginin ve güçlünün, devle güçsüzün, yoksullarla kralların, fahişelerin, müşterilerin ve âşıkların filmi… Yargılananların ve yargıçların… Dünyanın tepesindeki Bay Devereaux’nun düşüşünün hikâyesi, 2011 yılında, New York’ta bir otelde bir kadına tecavüz ve saldırı suçlarıyla yargılanan Dominique Strauss-Kahn’ın hem son derece tartışmalı geçen hem de bütün dünyada izlenen mahkeme sürecinden esinleniyor. Filmin başrollerinde Gerard Depardieu, Jacqueline Bisset, Marie Mouté, Pamela Afesi, Nikki James, Paul Calderon, Paul Hipp, Shanyn Leigh ve Amy Ferguson yer alıyor.

DİLE VEDA/ Adieu au Language: Sinemanın yaşlanmayan ustası, 83 yaşındaki büyük deha Jean-Luc Godard’ın son filmi Dile Veda, bu yıl Cannes’da ilk kez Jüri Ödülü’nü aldı. Yönetmenin 39. uzun metrajlı filmiyle gözlerinizi ve zihninizi daha önce hiç olmadığı gibi alt-üst ediyor. Farklı video formatları kullanımı, benzersiz 3D denemeleri, sağlam bir mizahi bakış, edebi alıntılar ve yine bolca kelime oyunları aracılığıyla küreselleşmeden devlet şiddetine, klasik müzikten aşka birçok konuya değinirken sinemanın sınırlarını da zorluyor. “Hayalgücü olmayanlar gerçekliğe sığınır” cümlesiyle açılan bu eşsiz film, ilk kez izleyici karşısına çıktığı Cannes Film Festivali’nde aldığı ödülle Godard’ın hâlâ yenilikçi ve hâlâ zinde olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Filmin konusu Godard’a göre basit: “Evli bir kadınla bekâr bir adam karşılaşır. Sever, kavga ederler; yumruklar konuşur.” Filmin oyuncuları arasında Héloïse Godet, Kamel Abdelli, Richard Chevallier, Zoé Bruneau, Christian Gregori ve Jessica Erickson bulunuyor.

ÇILGIN AŞK/ Amour Fou: “Aşk ebedidir ve hep ölümün üstesinden gelir”, diye düşünülürdü 19. yüzyılda. Dünya prömiyerini Cannes’da Belirli Bir Bakış Bölümü’nde yapan Çılgın Aşk, bu fikirden yola çıkan bir tür “romantik komedi”, konusunu ise şair, oyun yazarı ve romancı Heinrich von Kleist’ın 1811’deki çifte intiharından alıyor. Romantik Dönem’de, Berlin’deyiz… Genç şair Heinrich, ölümün kaçınılmazlığını aşkla aşmaya çalışmaktadır, ama şüpheci kuzini Marie’yi birlikte intihar etmeye ikna edemez. Reddedilmenin ağırlığını hisseden Heinrich, tam bu sırada orta sınıftan evli bir kadın olan Henriette’le tanışır. Henriette başta çekimser davransa da ölümcül bir hastalığın pençesinde olduğunu öğrenince Heinrich’in teklifini yeniden değerlendirecektir. Christian Friedel, Birte Schnöink, Stephan Grossmann, Peter Jordan, Sebastian Hülk, Marc Bischoff, Marie-Paule Von Roesgen, Josiane Peiffer, Sandra Hüller gibi isimler filmin başrollerini üstleniyor.

 

ARAYIŞ/ The Search: Yönetmen Michel Hazanavicius ve (eşi) oyuncu Bérénice Bejo, beş Oscar’lı Artist’in ardından bu kez bir savaş dramında bir araya geliyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Arayış’ın hikâyesi, ikinci Çeçen Savaşı sırasında, 1999 yılında geçiyor ve kaderin zalim bir oyunu sonun yaşamları kesişen dört kişiyi izliyor. Köylerindeki herkesin öldürülmesine tanık olan bir oğlan çocuğu kaçarak mültecilerin yanına katılır. Çocuk, bölgede bulunan Avrupa Birliği delegasyonunun başı olan Carole ile tanıştıktan bir süre sonra, kadının yardımıyla ancak kendine gelmeye başlar. Bu sırada ablası da mülteciler arasında onu aramaktadır. Yönetmen Hazanavicius, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmin senaryosunu yazarken İkinci Dünya Savaşı’nda mülteci olan anne-babasının çektiklerinden de esinlenmiş. Filmin oyuncu kadrosunda yine Bérénice Bejo, Annette Bening, Maxim Emelianov, Abdul Khalim Mamatsuiev ve Zukhra Duishvili yer alıyor.

 

SOĞUK CENNET/ Snow in Paradise: İngiltere’de Hoxton’daki toplu konutlardan semazenlere uzanan, bir şehir eşkıyasının şiddet patlamaları ve suçluluğunu din yoluyla kontrol altına alma çabalarını anlatan bir hikâye, bir yolculuk anlatıyor Soğuk Cennet. Londra’nın fakir East End bölgesinde uyuşturucu ve zorbalıkta kendini bulan sıradan soyguncu Dave, en iyi arkadaşı Tarık’ın ölümüne neden olunca daha önce hiç duyumsamadığı utanç ve pişmanlık hislerine boğulur. Suçluluktan kurtulma arayışında İslam’la tanışır, ne var ki kavuştuğu içsel huzur, suç dolu geçmişince gölgelenecektir. Deneyimli kurgucu Andrew Hulme’un Cannes’da Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterilen bu ilk filmi, senaryoyu da birlikte yazdığı Martin Askew’un deneyimlerine dayanıyor. Askew filmde de Dave’in amcasını canlandırıyor. Filmin diğer oyuncuları ise şöyle: Frederick Schmidt, Aymen Hamdouchi, Martin Askew, David Spinx, Claire-Louise Cordwell, Ashley Chin, Joel Beckett, Clive Brunt ve John Dagleish.

 

DİNGİN SULAR/ Futatsume No Mado: İlk kez izleyici karşısına çıktığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan Dingin Sular’ı, yönetmeni Naomi Kawase “başyapıtı” olarak tanımlıyor. Film, doğa bağlantılı gelenekleri ebediyen süren, ne ruhlar âlemiyle bağları ne de kültürel töreleri henüz körelmemiş olan, Amami adlı tropik altı bir Japon adasında geçiyor. Ağustos ayında yapılan geleneksel dolunay dansları sırasında 16 yaşındaki Kaito, denizde sırtı dövmeli bir adamın cesedini bulur. Kaito, kız arkadaşı Kyoko ile birlikte, bu cesedin gizlerini çözmeye çalışırken yaşam, ölüm ve aşk döngülerini keşfedecek ve iki genç birlikte yetişkinliğe ilk adımlarını atacaklardır. Filmin oyuncu kadrosunda ise Nijiro Murakami, Jun Yoshinaga, Tetta Sugimoto, Miyuki Matsuda ve Fujio Tokita yer alıyor.

BİRE BİR/ Il-dae-il: Liseli bir kız, 9 Mayıs’ta kaçırılır, tecavüze uğrar ve vahşice öldürülür. Yedi şüpheli vardır. Gölgeler Tarikatı’ndan yedi kişi, bu yediyi zanlıyı teker teker bulacaktır… Tıpkı yedi gölge gibi… Peki kim bunlar, siz hangisisiniz? Güney Koreli auteur Kim Ki-duk’un bol cinayetli bu gerilim filmi, Eylül’de yapılan Venedik Film Festivali’nde Venedik Günleri bölümünün açılış filmi olarak gösterildi. “Bu film yaşadığım ülke, Güney Kore hakkında. Eğer kendinizi öldürülüyor gibi hissetmiyorsanız, bu filmi seyretmeyin” diyor Kim Ki-duk, yirminci uzun metrajlı filmi Bire Bir için. Usta yönetmenin Filmekimi’nde gösterilen diğer filmleri arasında Yay, Arirang, Zaman, Nefes, Acı ve Moebius sayılabilir. Bire Bir’in oyuncu kadrosunda ise Ma Dong-Seok, Kim Young-Min, Lee Yi-Kyung, Jo Dong-In, Teo, Ahn Ji-Hye bulunuyor.

BAY TURNER/ Mr. Turner: İngiliz orta sınıfının gündelik yaşamından benzersiz filmler çıkaran yönetmen Mike Leigh, bu kez empresyonizm akımının öncülerinden J.M.W. Turner’ın hayatından bir kesiti anlatıyor. Mike Leigh’in 1999 yapımı dönem filmi Topsy Turvy / Karmakarışık’ı anımsatan Bay Turner’ın başrolünde, yönetmenin gedikli oyuncusu, bu rol için iki yıl resim dersi alan Timothy Spall yer alıyor. Timothy Spall Bay Turner’daki rolüyle Cannes’da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün de sahibi oldu. Birçok sinemacıya esin veren 19. Yüzyıl İngiliz ressamı Turner’ın hayatının son 25 yılını işleyen film, sanatçının dönemin Londra sanat dünyası, yaşlı babası, cinsel gereksinimlerini de karşılayan hizmetçisi, metresi ve iki yetişkin kızıyla olan ilişkilerini ele alırken seyahatlerini, sanatını, cinsel tutkularını, fırtınayı resmedebilmek için kendini bir geminin direğine bağlaması gibi aşırılıklarını da anlatıyor. Filmde başrolleri Timothy Spall, Dorothy Atkinson, Marion Bailey, Paul Jesson, Lesley Manville, Martin Savage ve Ruth Sheen paylaşıyor.

 

ÇOCUKLUK/ Boyhood: Çığır açan bir büyüme öyküsü, film çekimi alanında bir deney, bir tür video-günlük ve bir aile albümü… Çocukluk, 2002’den 2014’e, 12 yıllık bir sürede geçen, aynı oyuncuları bu 12 yıl boyunca izleyen, oyuncuları da zamanla yaşlanan, senaryosu çekim süresi sırasında hem de oyuncuların müdahalesiyle yazılan çok özel bir film. Önce Sundance’te prömiyerini yapan ve ardından Berlin’de En İyi Yönetmen, FIPRESCI’nin 2014 Büyük Ödülü, Seattle’da En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanan Çocukluk, yönetmen Richard Linklater’ın tabiriyle “Bir oğlanı birinci sınıftan 12. sınıfa kadar izleyen ve üniversiteye gidişiyle biten, anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkinin öyküsü”; Ethan Hawke’a göre ise “Kapsamıyla Tolstoyvari bir film”… Filmde Patricia Arquette, Ethan Hawke, Ellar Coltrane, Lorelei Linklater, Marco Perella, Evie Thompson, Brad Hawkins ve Jenni Tooley’i izliyoruz.

fft16_mf2448093

 

ÖZGÜRLÜK DANSI/ Jimmy’s Hall: Efsane yönetmen Ken Loach, Cannes Film Festivali’nde yarışan son yapıtı Özgürlük Dansı’nda her zamanki gibi adaletsizliğe karşı öfkesiyle siyasal heyecanını bir araya getiriyor. 1921’de iç savaşın eşiğindeyken toplu dansların, boks derslerinin, şiir toplantılarının yapıldığı, eğlence ve zaman geçirme amaçlı bir “halk salonu” açan İrlandalı komünist ve aktivist Jimmy Gralton, bu yerin tehlikeli ve yıkıcı olduğunu iddia eden Katolik Kilisesi ve “ileri gelenler” yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kalır. New York’ta geçirdiği on yıldan sonra, 1932’de geri dönen Jimmy, salonu yeniden açmaya niyetlenir. Özgürlük Dansı, bu salona gelerek öğrenen, tartışan, hayaller kuran, ama her şeyden öte, dans edip eğlenen o hür fikirli gençlerin de duygusal bir portresini çiziyor. Filmin başrollerini ise Barry Ward, Simone Kirby, Jim Norton, Aisling Franciosi, Aileen Henry, Francis Magee, Karl Geary, Denise Gough ve Sorcha Fox paylaşıyor.

 

BUZ, KAR VE İNTİKAM/ Kraftidioten: Kan davası gütmek kolay değildir, hele hele refah ülkesinde yaşarken… Norveç’in dağlarında kar küreme makinesi süren Nils, öyle örnek bir vatandaştır ki Yılın Vatandaşı Ödülü’ne bile layık görülür. Oğlunun aşırı dozda eroin yüzünden öldüğü haberini aldığında, resmi makamların bu iddiasına inanmaz ve kendince bu “cinayetin” faillerini bulmaya ant içer. Adaleti eline alınca Norveçli vegan gangster “Kont” ile Sırp mafya babası “Papa” arasında bir savaş çıkartmış olur. Sürpriz olaylar ve biraz da acemi şansı sayesinde Nils kimliği meçhul bir yeraltı kahramanına dönüşecektir. Film, 2014 Festroia’da tanınmış sinema ve reklam filmi yönetmeni Hans Petter Moland’a En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandırdı. Bu kapkara komedi-aksiyon, Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yaptı. Filmin oyuncu kadrosunu ise Stellan Skarsgård, Bruno Ganz, Pål Sverre Hagen, Birgitte Hjort Sørensen, Anders Baasmo Christiansen ve Gard B. Eidsvoldv oluşturuyor.

 

BEYAZ TANRI/ Fehér isten: Beyaz Tanrı alışılmadık bir insan-köpek macerası ya da vahşi bir devrim filmi olmakla beraber aynı zamanda ebedi bir dostluğu da anlatıyor. Filmin anti-kahramanı (kahverengi, kırma bir köpek olan) Hagen. Sahipleri onu sokağa attıktan sonra, 13 yaşındaki Lili dışında karşılaştığı tüm insanlarsa Hagen’ın ya düşmanı ya da ona zorluk çıkarıyorlar. Hagen’ı sokakta bulan bir adam onu dövüş köpeği olarak yetiştirmeye başlar. Hagen şiddete ve saldırganlığa kayarken, kentteki bütün köpekler insanlara vahşi bir devrime girişmişlerdir. Kornél Mundruczó’nun Macar yönetmen Miklos Jancso’ya ithaf ettiği altıncı uzun metrajı, 2014 Cannes En İyi Film – Belirli Bir Bakış Ödülü’nün sahibi oldu. Filmin oyuncuları arasında Zsofia Psotta, Sandor Zsoter, Lili Manori, Laszlo Galffi, Szabolcs Thuroczy ve Kornel Mundruczo bulunuyor. Beyaz Tanrı, Macaristan’ın Oscar adayı oldu.

 

MISIR ADASI/ Simindis kundzuli: Özellikle başrolündeki İlyas Salman’ın performansıyla çok konuşulan ve Karlovy Vary’de Büyük Ödül ile Kiliseler Birliği Ödülü’ne layık görülen, çok az diyalog içeren Mısır Adası, Salman’ın canlandırdığı yaşlı bir çiftçi ile genç torununu bir tarım sezonu boyunca izliyor. Gürcistan ile Abhazya arasındaki doğal sınırın bir parçasını oluşturan küçük adada yaşayan dede ile onun sözünden çıkmayan torunu, yıllardır yaptıkları gibi önce toprağı belleyip sonra mısır ekerler. Arada kıyıdan geçen askerler dışında bu iki isimsiz çiftçiyi kimse görmez. Sonra bir gün, yaralı bir asker uzamış mısırların arasına saklanır. Yılların tarafsızlığını bozmak zorunda kalacaklar mıdır? İlyas Salman’a filmde Mariam Buturishvili, İrakli Samushia ve Tamer Levent eşlik ediyor. Mısır Adası, Gürcistan’ın Oscar adayı oldu.

 

TURİST/ Force Majeur: 2014 Cannes Jüri Ödülü – Belirli Bir Bakış Ödülü sahibi Turist’te yönetmen Ruben Östlund çağdaş aile yapısında erkeğin rolünü alışılmışın dışında bir mizahla inceliyor. Fransa Alpleri’ne kayağa giden İsveçli bir aile dağın eteklerindeki lokantada öğle yemeği yerken çığ düşer. Anne Ebba çocuklarını korumaya çalışırken baba Tomas’a seslenir fakat Tomas bu arada kendi canının derdindedir. Kimseye bir şey olmasa da ailenin hassas çekirdeği çatlamıştır bir kere. Tomas ile Ebba evliliklerini sorgularken Tomas yeniden “ailenin direği” konumunu ele geçirmeye çalışacaktır. Östlund’un İsveç toplumundaki ırkçılık ve sınıf ayrımını aşırı gerçekçi bir gözle incelediği 2011 yapımı filmi Play / Oyun birçok ödül kazanmıştı. Turist’te ise başrolleri Johannes Kuhnke, Lisa Loven Kongsli, Clara Wettergren, Vincent Wettergren, Kristofer Hivju, Fanni Metelius paylaşıyor. Turist, İsveç’in Oscar adayı oldu.

 

ISSIZ TOPRAK/ Young Ones: “Buraları yeşilken, kuraklık gelmeden önce hiç görmedim.” Su uzun süredir gezegenimizin en değerli doğal kaynaklarından biri haline gelmiş, toprak kuruyup lanetli bir örtüye dönüşmüş, toz artık yere oturmuştur. Hayatta kalabilenler kendileri de şartlar gibi sertleşerek mücadelelerini sürdürmektedir. Bunlardan Ernest Holm, çocukları Jerome ve Mary ile birlikte çiftliklerini haydutlara karşı korurken bir yandan da toprağı canlandırmaya çalışmaktadır. Ellerinde son kalan parayı da dağda su kuyuları açan bir ekibe robot taşıyıcı satın almak için harcadıklarında devreye Mary’nin sevgilisi Flem girer. Ancak Flem’in ince hesapları, eninde sonunda genç Jerome’un yaşına göre ağır kararlar almasına yol açacaktır. Yönetmenliği Jake Paltrow’un üstlendiği Issız Toprak’ta Michael Shannon, Nicholas Hoult, Kodi Smit-Mcphee rol alıyor Bir ihanet öyküsü anlatan bu çağdaş Western trajedisinin dünya prömiyeri ise Sundance Film Festivali’nde yapıldı.

 

KİRLİ PARA/ The Drop: Başrolü karizmatik Tom Hardy’nin üstlendiği polisiye gerilim Kirli Para, hayatını geçen yıl kaybeden büyük oyuncu James Gandolfini’nin de son filmi. Filmdeki olayların çıkış noktasıysa, Tom Hardy’nin canlandırdığı yalnız barmen Bob’ın çöpten bir köpek kurtarması. Bob, işlediği bu “hayır”ın ardından Brooklyn’deki barların paravan olarak kullanılarak mafyaya kirli para aktarıldığı bir düzenin ortasına düşer. Aynı zamanda patronu da olan kuzeni Marv’ın (Gandolfini) baskısı hiç dinmezken Bob kendini bir de ters giden bir soygunun ve açılan soruşturmanın tam merkezinde bulur. Senaryosu Mystic River / Gizemli Nehir, Gone Baby Gone / Kızımı Kurtarın ve Shutter Island / Zindan Adası romanlarının yazarı Dennis Lehane tarafından yazılan Kirli Para’nın yönetmeni Michaël R. Roskam’ın ilk filmi Bullhead, Oscar’a aday olmuştu.

 

MUCİZELER/ Le meraviglie: Bu yaz sona ererken Gelsomina ve üç kız kardeşi için hiçbir şey aynı kalmayacak artık. Arıcılık yapan babasının, ailesini ve gelenekleri korumak için kurduğu tuhaf, yalıtılmış krallığın tahtına geçecektir Gelsomina. İşte bu yaz, aileyi bir arada tutan kurallar çatırdamaya başlar: Gençlik rehabilitasyon programına dahil olan genç bir Alman kasabaya gelir. Kasabanın diğer ziyaretçileri ise dev ödüller dağıtan bir televizyon yarışması ile muhteşem güzellikteki gizemli sunucusu olur; üstelik herkes bu yarışmaya katılmak için can atmaktadır. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan tek İtalyan filmi olan ve Cannes Büyük Ödülü’nün sahibi Mucizeler’in, yönetmeni Rohrwacher’a göre film, “İtalya’nın doğal görünümünü, mahvını ve bir tür lunaparka dönüşmesini anlatıyor. Bu günlerde zaman her şeyi bir ‘manzara’ya çeviriyor.” Filmin oyuncuları ise şöyle: Maria Alexandra Lungu, Sam Louwyck, Monica Bellucci, Alba Rohrwacher, Sabine Timoteo, Agnese Graziani, Luis Huilca Logrono.

 

MEZARA KADAR / Kkeut-kka-ji-gan-da: İlk gösterimi Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapılan Kim Seong-Hun’un filmi Mezara Kadar, izleyiciyi heyecanla sarsan, sert dövüş sahneleri, kovalamacalar, kara mizah, toplumsal hiciv ve bir nebze gerçeküstücülüğü esirgemeyen, hınzır bir polisiye gerilim. Filmin anti-kahramanı, annesinin cenazesinden dönerken kazayla birisini arabasıyla ezerek öldüren özel suçlar dedektifi Gun-su. İşlediği suçu örtbas etmek amacıyla Gun-su, öldürdüğü adamı da annesinin tabutuna koyar. Birkaç gün sonra, emniyet bu ölümden haberdar olur ve soruşturması için de Gun-su’nun ortağını görevlendirir. Ortağı vakanın ayrıntılarını ortaya çıkardıkça Gun-su’nun huzursuzluğu da git gide artar. Üzerine üstlük, kazaya tanık olan biri de Gun-su’yu tehdit etmeye başlar. Filmde başrolleri Lee Sun-Kyun, Jin-Woong Jo, Shin Dong-Mi, Jeong Man-Sik ve Sin Jeong-Geun paylaşıyor.

 

TIMBUKTU: Afrika sinemasının en büyük isimlerinden Abderrahman Sissako’nun sessiz bir direnişi anlatan son filmi Timbuktu, bu yıl Cannes’da yarışan en çarpıcı filmlerden biri oldu. Mali’nin kuzeyinde şeriat yasalarının geçerliliği ilan edildikten sonra birçok ailenin yaşamının nasıl mahvolduğunu anlatan Timbuktu için Sissako şöyle diyor: “Filmlerimde umut vardır umarım. Müziği yasaklasalar da en güçlü müzik kafamızın içinde duyduğumuzdur.” Filmin kahramanı, ailesiyle birlikte Timbuktu yakınlarında, çölde yaşayan Tuareg çoban Kidane. İneğini öldüren bir balıkçıyı kazara öldürünce Kidane, gülmeyi, sigara içmeyi, futbolu ve müziği bile yasaklayan, tuhaf olduğu kadar ölümcül kararlar veren mahkemeleriyle iktidara gelen aşırı dincilerin insafına kalıyor. Başrollerinde Abel Jafri ve Hichem Yacoubi’nin yer aldığı film, 2014 Cannes’da Kiliseler Birliği ve François Chalais Ödülleri’nin sahibi oldu. Timbuktu, Moritanya’nın Oscar adayı oldu.

 

MISS JULIE: Ingmar Bergman’ın “esin perisi”, efsane oyuncu Liv Ullmann’ın 2000 tarihli Sadakatsiz’den bu yana çektiği ilk film olan Miss Julie, dünya prömiyerini eylülde Toronto Film Festivali’nde yaptı. Başrollerini Jessica Chastain ve Colin Farrell’ın paylaştığı Miss Julie, aristokrat bir kadınla kâhyası arasındaki “aşağıdakiler-yukarıdakiler” cinsiden tek gecelik aşk hikâyesini anlatan, yıldızlarla dolu bir dönem filmi. 1890’larda bir yaz gecesi… İrlanda asıllı İngiliz aristokratlarından Bayan Julie, babasının kâhyasını kendisini baştan çıkarmaya ikna eder. Sabaha kadar dans edip içki içer, birbirlerinin kanına girip birbirlerini etkilemeye; karşılıklı tiksinme ve arzuyla, birbirlerini ezip hükmetmeye çalışırlar. Sabahın umut mu umutsuzluk mu getireceğinden emin olamadan, tek çıkışlarını bir Yunan trajedisinin feci sonunda bulurlar.

 

İNSAN SERMAYESİ/ Il Capitale Umano: İtalya’da Como Gölü’nde karlı, karanlık bir gecede bir cip bir bisikletliye çarpar. Kaza öncesinin ayrıntıları belirginleştikçe herkesten kopuk, ayrıcalıklı bir yaşam sürdüren zengin Bernaschi’lerle iflasın eşiğinde, orta sınıftan Rovelli’lerin kaderleri kesişecektir. Bir yabancının trajik ölümünü üç farklı bakış açısından anlatan İnsan Sermayesi, finansal manipülasyon çağında arzu, para hırsı ve insana verilen değeri ortaya koyan incelikli bir dram. Stephen Amidon’ın romanını Milano’ya uyarlayan bu stilize sınıf eleştirisi, İtalyan ekonomisinin dibe çöküşünün de bir portresini çiziyor. Yönetmenliğini Paolo Virzi’nin yaptığı ve 2014 Tribeca’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün sahibi Valeria Bruni-Tedeschi’nin de rol aldığı film, 2014 Donatello’da En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu, En İyi Ses ödüllerinin de sahibi olmuştu. Filmin diğer oyuncuları arasında ise Fabrizio Bentivoglio, Valeria Golino, Fabrizio Gifuni ile Luigi Lo Cascio yer alıyor.

 

YUVAYA DÖNÜŞ/ Coming Home: Kültür Devrimi’nin sona ermesiyle çalışma kampından salıverilen bir siyasi mahkûm, yıllar sonra evine döndüğünde geçirdiği ruhsal bir sarsıntı yüzünden karısının onu tanımadığını fark eder. Karşısında durmasına rağmen karısı hâlâ onu beklemektedir. Bir yabancı gibi davranarak sabırla geçmişlerini hatırlatmaya, karısının hafızasını canlandırmaya çalışacaktır. Zhang Yimou’nun ilk kez Cannes’da yarışma dışı gösterilen bu son filmi Yuvaya Dönüş, suçluluk, aşk, sabır ve barışma hakkında, on yıllar ve devrimler boyu süren bir melodram. Filmde Chen Daoming, Gong Li, Zhang Huiwen, Guo Tao, Liu Peiqi, Zu Feng, Yan Ni, Xin Baiqing, Zhang Jiayi, Chen Xiaoyi ve Ding Jiali’yi izliyoruz.

 

LEVIATHAN: Andrey Zvyagintsev’in “Kremlin’le polemiğe giren, yozlaşmaya karşı cesur bir başyapıt” olarak tanımlanan filmi Leviathan, Eyüp Peygamber’in öyküsünden esinleniyor. Film, bu sene Cannes’da En İyi Senaryo, Münih’te Arri En İyi Film, Palic’te ise yine En İyi Film ödüllerini aldı. Rusya’nın kuzeyinde, Barets Denizi kıyısındaki küçük balıkçı kasabasında yaşayan Kolya, bir otomobil tamircisidir. Kasabanın belediye başkanı Vadim, Kolya’nın dükkânını, evi ve arazisiyle birlikte satın almayı teklif eder. Ancak doğduğu yerden kopmayı istemeyen Kolya teklifi reddedince, hukuku kendine yontan dev mekanizmasıyla devlet canavarına karşı mücadele etmek zorunda kalacaktır. Zvyagintsev’in ilk filmi Dönüş 2004’te İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilmiş, sonraki filmleri Sürgün ve Elena da Filmekimi’nde izleyicilerle buluşmuştu. Leviathan’ın başrollerini ise Alexey Serebryakov, Elena Lyadova, Vladimir Vdovitchenkov, Roman Madyanov, Anna Ukolova, Alexey Rozin, Sergey Pokhodaev gibi oyuncular paylaşıyor.

Basın Lobisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe
%d blogcu bunu beğendi: