BASIN LOBİSİ

Tarafsız değil, insandan taraf!

GAZETECİLER BASIN BAYRAMINI BÖYLE KUTLADI

görsel

Bugün sansürün kaldırılışının yıl dönümü. Tarihte basın bayramı olarak kutlanılan 24 Temmuz, bugün sansüre baskıya adaletsizliğe patronlara direnen gazeteciler için ne ifade ediyor?

Gazeteciler 24 Temmuz Basın Bayramı’nı böyle kutladı:

Gazeteci Nazım Alpman:

Eskiden gazeteciler bayramı diye kutlanırdı,  Sansürün kaldırılışının yıl dönümü olarak. Bugünlerin varolması, en azından hala kafalarda böyle düşüncelerin olması açısından iyi. Bundan sonraki dönemlerde de yani arkayik dönemlerden kalan özgürlük o dönemi adıyla hürriyetin, toplumda yer ediyor olması önemli.

Her meslekte olduğu gibi gazeteciliğin de iyisi kötüsü var ama şimdilerde herkes gazeteci oldu. Gezi Parkı olayları esnasında basın sessiz kaldı. Sosyal medya aracılığıyla haber alınır oldu. Başbakan Erdoğan bu zamana kadar gelmiş en baskıcı iktidarı temsil ediyor. O bağırıyor hemen sosyol medyada yer alıyor. Başbakan’ın eksikliği çok bağırması.

Gazeteci Cenk Başlamış:

Ne kadar acı ki, gazeteciler “Basın Bayramı”nda kendilerini gazetelerin sayfalarında değil sadece sosyal medyada ifade edebiliyor. Twitter’daki #basınözgürolsaydı etiketinin büyük ilgi görmesi ve hemen TT listesine girmesi de bunun kanıtı. Daha da düşündürücü olması gereken, bizzat gazetelerin 24 Temmuz’a birinci sayfalarında tek satır olsun yer vermeyi akıl edememeleri ya da daha vahimi bu konuyu hiç önemsememeleri. Aslında böylece farkında olmadan “Kutlanacak ne var” demek istemiş oluyorlar!

Gazeteci Doğan Akın :

Bugün medya özgür değil. İfade özgürlüğünün temel alanı olan medyanın altında olduğu baskı, ciddi bir demokrasi sorunu olarak karşımızda duruyor.

Medyanan özgürlük ve bağımsızlık sorunu her dönemde oldu. Sorunun bugün daha ağır hissedilmesinin nedeni, üç genel, üç yerel seçim ile iki referandum olmak üzere peş peşe toplam sekiz sandık sınavından başarıyla çıkan bir siyasi partinin 12 yıldır tek başına ülkeyi yönetmesi. Bu Türkiye tarihinde ilk kez oluyor ve bu kadar kuvvetli bir iktidarın medyaya baskı eğilimi, geçmişin daha zayıf hükümetleri ile koalisyon hükümetlerinin medyaya nüfuz çabalarına kıyasla çok daha etkili sonuçlar alabiliyor. Üstelik bu dönemde iktidardan medyaya olan yönelim sadece nüfuz etmekle sınırlı değil. Bugün kendi medya mimarisini inşa eden bir siyasal iktidar karşısındayız.

Ancak medyanın bundan daha öncelikli sorununun, sermaye yapısındaki çarpıklık olduğunu söyleyebiliriz. Bankacılıktan madenciliğe, turizmden enerjiye çok sayıda sektörde büyük işleri bulunan medya patronları, habercilik dışındaki bu işlerinin bekası için baskı girişimlerine direnemiyorlar. Yanı sıra diğer sektörlerdeki işleri için ellerindeki medyaları kullanabiliyorlar. Bu nedenle medyadaki özgürlük sorununun temelinde sermaye yapısındaki bu çarpıklık bulunuyor. Başbakan’ın “Batsın senin gazeteciliğin” demesinden sonra Milliyet’teki köşesi kapatılan Hasan Cemal’in siyasi baskıyla işten atılıdığı soruları üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de bu gerçeğe işaret eden cevabını hatırlayın:

“Baskı varsa direneceksin kardeşim!”

Gül’ün işaret ettiği direniş, medya patronlarının medya dışındaki büyük işleri nedeniyle mümkün olamıyor.

Medyadaki ifade özgürlüğü sorununda medya elitlerinin payını da ihmal etmemek gerekir. Televizyon ve gazeteleri yönetenler, çok sayıda köşe yazarı ve TV programcısı, iktdar ve sermaye cephesinden gelen baskıları rasyonalize etme yolunda gazeteciliği araçsallaştırıyorlar. Kendilerine sağlanan imkânlarla gerçeklere karşı sadakat değil kayıtsızlık sergileyen medya seçkinlerinin de tablodaki etkileri sorgulanmalı.

Nihayet Avrupa Birliği’nin son iki (2012, 2013) Türkiye İlerleme Raporu’nda, Türkiye’deki ifade özgürlüğünün önündeki engeller arasında, habercilik dışında işleri olan medya gruplarını da saydığını belirtelim. İfade özgürlüğünün en temel alanı, medya, ifade özgürlüğünün önündeki engellerden biri hâline gelmiş durumda. Tuhaf, ama gerçek bu!

Gazeteci Barış Terkoğlu:

Bugün gazeteciler için bir bayram günü olarak kutlansa da aslında Türk basın tarihi kara günlerinden birini yaşıyor. Zira iktidar baskısı, Cemaat sultası, sermaye korkusunun üstsüte bindiği bir dönem bu.

Gerçekleri yazmak öyle zor bir iş ki…

Sansürlenirsiniz yetmez, işsiz kalırsınız yetmez, gelir tutuklar atarlar sizi. Suçunuz yalnız gerçeklerin peşinde koşmaktır bazen.

Lakin bu bayramı kutlamayı hakeden birileri varsa o da her şeye rağmen rüzgara göğüs gerenler. Bedel ödemeyi göze alıp sessizliğin üstüne yürüyenler.

Hayat bana şunu öğretti ki bir aşka, bir davaya, bir ülkeye susmaktan daha büyük bir ihanet yok

Gazeteci Elif Atalay :

Malum, basına sansürün kaldırılışının yıldönümüdür 24 Temmuz, o yüzden “mormal şartlar altında” basın bayramı olarak kutlanılan bu tarih, 2014 yılında, gerek iktidarın sansürü, gerekse ana akım medyanın sansürden daha tehlikeli bir yöntem olarak uyguladığı otosansürün kara gölgesinde ve hiç de bayram havasında değil. Yedi gazetenin birden aynı manşetle çıktığı bir yıldan bahsediyoruz ve hala cezaevinde onlarca gazeteci var. Birçok basın organı habercilik yapmaktan ziyade iktidarın halkla ilişkiler şirketi havasında. Basına sansürün kaldırıldığı gün Musul başkonsolosu dahil 49 rehin-rehine için yayın yasağı olduğunu özellikle hatırlamak lazım. Soruşturmada adı geçen resmi görevlileri adalete hala teslim etmeyen hükümetin, Hrant Dink’in katledilmesini bu karmaşanın arasında cemaate yüklemenin telaşını görmek lazım.  Gazete manşetlerinin telefon talimatıyla atıldığını..

Ne diyelim, AİHM’in ifade özgürlüğünün kara listesinde kayıtlı bir iktidarın 12.yılında hayırlı bayramlar Türkiye basını…

Gazeteci Sami Menteş:

Bize bayram yok diyoruz çünkü: AKP iktidarı döneminde sansürü iliklerimize kadar hissediyoruz. Dalga dalga gelen operasyonlarda 5’er 10’ar tutuklanıyoruz ve bu ülkenin başbakanı gözlerini kısıp, parmağını sallayarak “Gazeteci değil, terörist onlar” diyebiliyor. Ajandalarımız tutuklu meslektaşlarımızın listesi ve davalarımızın günleriyle dolu. Her yeni gün meslektaşlarımızın işten çıkarıldığını öğreniyoruz. Medya patronlarının derdi ise kamu yararı için yayıncılık yapmak değil, kendi güçlerine güç katmak. Artık kendisine gelen sansür taleplerimi “Gazeteler hürdür” diye reddeden patronlar yok, Ankara’dan gelen telefonla yayınlarını değiştiren, gazetecileri işten kovan, telefonda özür dileyip ağlayan patronlar var.

Bugünün bizim için tek anlamı var. Basın özgürlüğü mücadelesini ertelememek ve mücadelenin bayrağını yükseltmek. Onun için 24 Temmuzlar bayram değil mücadele günü.

Basın Lobisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe
%d blogcu bunu beğendi: