BASIN LOBİSİ

Tarafsız değil, insandan taraf!

GAZETECİ CENK BAŞLAMIŞ İLE MEDYA ÜZERİNE SÖYLEŞİ

11921_10202672554908924_5614992545760593685_n

 

Gazetecilikte 31 yıllık geçmiş. 25 yılı Milliyet gibi bir kökene sahip. Mesleğine duyduğu saygıyla 25 yıllık emeğini bırakabilen Gazeteci  Cenk Başlamış yeni medya düzenini Basın Lobisinde değerlendirdi. Medyayı tüm yönleriyle anlatan Başlamış uzmanlık alanı olan Rusya hakkında en doğru bilgileri de aktardı.

İşte o söyleşi :

Radyo Televizyon, telefon, internet artık tüm uyanık vaktimiz kaplıyor. Önceden az da olsa okunan gazetelerin okunma oranları daha da düştü. Daha az okunmasının sebebi internet gazeteciliği demeyeceğim, çünkü  Twitter oldu. Artık herkes gündemi Twitter’dan takip eder oldu. 140 Journos’lardan haber alınır oldu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bu durumu haklı gösteren bir ortam var. Bir kere yaşadığımız hayat hızlandı ve her şey çabuk çabuk oluyor. Bu Twitter’ın 140 kelimeden oluşan mesajları bu ortama çok uyuyor. Biraz da işin derinliğinden uzaklaşmaya başladık.  Hani daha kolayımıza gidiyor. Bu aslında Twitter ya da sosyal medya dediğimiz şey, televizyonun bir devamı. Gazete vardı sonra televizyon çıktı. Ben hep televizyonu havaya yazı yazmaya ya da havadaki baloncuklara benzetirim. Ekrana bakıyoruz ama aslında tam olarak hiçbir zaman gerçek anlamda seyretmiyoruz ve dinlemiyoruz. Bittiği anda da eğer o anlada anlatılan çok çarpıcı bir şey değilse onu unutuyoruz. Gazetede durum farklıdır. Televizyon, Türkiye için konuşuyorum, 1990’larda özel televizyonlar ortaya çıkınca, insanların yüzeyselliğini karşılayan bir ihtiyaç oldu. Hap gibi haberler veriliyor, magazin haberleri veriliyor. Bunun yeni aşamaya taşınması sosyal medyayla oldu. Evet, hayat hızlandı, ama aynı zamanda bu yüzeyselliğin de bir sonucu. İnsanlar istemiyorlar uzun metinler okumayı. Bunu da hayatın temposu içinde zaman ayıramamaktan yakındıkları için, hap gibi haberler insanların daha kolayına geliyor.

İnternet gazeteciliğiyle haber daha hızlı tükenmeye başladı. Bu da haberin daha kolay unutulmasına, hafızalardan silinmesine sebep olur mu?

Olur ama bu tür mecralardan haber takip eden insanların, gerçekten bildiğimiz anlamda haber peşinde olduğundan da çok emin değilim. Şu anda örneğin, Milliyet’in internet sitesine, bir alışkanlık gereği giriliyor. Bir öğretim üyesi arkadaşım Milliyet’in internet sitesinde bir şey fark etmiş. Manşet denilen yerde seçtikleri haberlerin ölçüleri, içerikleri şöyle; önce cinsel içerikli bir haber onun yanında yine öyle cinsel içerikli  ya da magazin ağırlıklı bir haber, onun yanında ölüm haberi, bir çocuk ölümü. Haberde böyle bir sıralama yapmışlar. Bu şekilde tırnak içinde haber alan insanların haber aldığını düşünmüyorum. Ne oluyor ne bitiyor böyle bir alışkanlık oldu bence.

Gazeteler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz. Ürettiği şey saniyede tükeniyor.

Her şey haber midir öncelikle böyle bakmak lazım. Çünkü bu internet sitelerinde amaç habercilik yapmak mı yoksa mümkün olduğunca çok insanın gelip tıklaması mı? Tabii ki ikincisi. Dolayısıyla özellikle bu galeriler ya da masa başında üretilenler, insanların ilgisini çekeceğine inandıkları konularda, işte cinsellik olabilir, arabalar olabilir, spor olabilir, tırnak içinde garanti haber, görünce insanın pat diye tıklayacağı şeyler. Burada habercilik mi yapılıyor sorusunun cevabı bence olumlu değil. Buna yönelenlerin birinci derecedeki amacı mümkün olduğunca çok insanın tıklaması Bunu sağlamanın yolu çıplak kadın fotoğrafı kullanmaksa bunu yapıyorlar ya da futbolla ilgili sansasyonel haber. Dün Facebook’ta gördüm birisinin dikkatini çekmiş cumhuriyet.com.tr’de bir haberde, normalde Milliyet ve Hürriyet’te görmeye alıştığımız türden bir fotoğraf kullanılmış. Yani çıplak değil ama mayolu kadın. cumhuriyet.com.tr’de çok da fazla görmediğimiz türden. Ben buna habercilik çok fazla diyemiyorum.

O zaman şöyle bir şey çıkıyor. Her zaman kızdığımız elinde akıllı telefonu olan, fotoğraf çekip tweet atabilen herkesin kendini gazeteci zannettiğini sürekli eleştirdiğimiz bir dünya da o zaman onların çok da haksız göremeyiz. Çünkü haber vermekle sorumlu olan internet siteleri bunu yerine getirmiyor. Doğal olarak da insanlar haber alma ihtiyaçlarını kendileri karşılamak istemelerinde de haksız sayılmazlar.

Olabilir ama burada çok temkinli olmak lazım. Yani hiçbir gazetecilik formasyonu  olmayan birisinin, attığı tweeti nasıl değerlendirmemiz konusunda çok temkinli olunmalı. Çünkü gazeteciliğin kuralları vardır. Neyin haber olduğunu biz biliyoruz, neyin haber olmadığını, neyin iddia olduğunu ve nasıl yaklaşmak gerektiğini biz gazeteciler biliyoruz. Gazeteci olmayan birinin böyle bir eleği yok ki. Hiçbir şeyden geçirmeden, pat diye yapıyor. “Böyle böyle oldu” diye anlatıyor. Ama örneğin olayın ikinci bir tarafı var. Ne olursa olsun, o kişiyle, ikinci tarafıyla da konuşulması gerekiyor. Gazeteciler, duyduğu şeye hemen inanan ve oturup bunu yazan insanlar değil ki. Gazetecilik sorgulamak üzerine kurulu bir meslek. Sormak ve sorgulamak üzerine. Dolayısıyla ben “vatandaş gazeteciliği” denilen ve özellikle Twitter üzerinden yapılan şeyi çok da abartmamak gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir elekten geçmeden geliyor bu bilgiler. Ama, eğer Türkiye’den bahsediyorsak medyanın bu hali içinde o insanlar arasında tırnak içinde haberleşme anlamına da geldi. Bildiğimiz anlamda haber değil haberleşme haline geldi. Ben de gazetelerde, televizyonlarda  görmediğim bir sürü şeyi Twitter’da görüyorum.

Sizin yaptığınız işe dönersek. Farklı bir yayın yapan siteniz var. Medya eleştirisine yönelik bir site. Çok açık ki bu fikir medyanın durumundan kaynaklanıyordur. Bir hikayesini dinleyebilir miyiz? Nasıl başladı Medya Günlüğü?

Milliyet’ten ayrıldıktan sonra aslında gazeteciliğe noktayı koymayı düşünüyordum. Çünkü o koşularda, o medya ortamında gazetecilik yapmak istemiyordum. Fakat sonradan şunu fark ettim: Çok uzun süre Rusya’da kaldığım için Rusya uzmanı olarak kabıl ediliiyorum. Gerçi ben kendimi Rusya uzmanı olarak görmüyorum. Bunu tevazu olarak söylemiyorum. Çünkü uzmanlık benim kafamda başka bir yerde. Ama evet, ben Rusya’yı biliyorum. Çünkü orada çok uzun zaman kaldım, gazetecilik yaptım ve oranın dilini öğrendim. Orayı bilmemem  garip olurdu!. Bu nedenle kendimi çekmenin kötü bir karar olduğuna düşündüm. Şunu  da biliyoruz ki; Türkiye’de bir konu gündemde, hangi konu olursa olsun. Suriye meselesi olur, Avrupa Birliği olur, herhangi bir konu, gündem olan konu, baktığımız zaman o konunun uzmanı olan olmayan insanlar hemen o konuyla ilgili yazı yazmaya başlıyorlar. Avrupa Birliği hakkında üç kelime konuşamayacak insanların, köşe yazısı yazdığını görüyoruz. Ya da Putin Türkiye’ye geliyor, bir bakıyoruz herkes Rusya’yı yazıyor. Sen Rusya hakkında ne biliyorsun?. Rusya hakkında 10 kelime konuşabilir misin aslında? Bu durumla karşılaşacağımı tahmin ettiğim için medyaya dönmeden yani fiilli olarak bir yerde çalışmadan Gazeteport diye bir site var orada yılların verdiği yazma alışkanlığını sürdüreyim diye yazmaya başladım. İç politikadan kesinlikle hoşlanmıyorum ve yazmasını sevmiyorum. Çok çok ender yazıyorum. Burada yazdıktan bir süre sonra baktım, “Ne yazmışım” diye. Yazdığım yazıların yarısı medya eleştirisi, yarısı Rusya ile ilgili ya da dış politikayla ilgili. O zaman kendime ” Madem sen medya eleştirisine bu kadar kafayı takmışsın niye başkasının sitesinde yazıyorsun kendine site kur”dedim. Böyle doğdu fikir.

DSC_7905

 

MİLLİYET DUVARA DOĞRU GİDEN BİR KAMYON

Milliyet’ten sizi ayıran sebep neydi?

Ben Milliyet’e 1986 yılında girdim. Ayrıldığımda tam 25 yıl olmuştu. Benim girdiğim dönemde Milliyet’te ve Türkiye’de yapılan gazetecilik biraz daha farklıydı. Şunu anlıyorum zaman değişiyor,  çağ değişiyor, bir takım şeyler değişiyor. Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Bunu kabul ediyorum fakat benim Milliyet’te alıştığım  tarzda gazetecilik yapılmamaya başlandı. Bunun nedeni de şuydu; 90’ların başında o zaman Milliyet’in sahibi olan Aydın Doğan  stratejik bir karar aldı. Milliyet’in Türk basınında bir çizgisi vardı. Bu çizgiyi değiştirmeye karar verdiler. Milliyet dediğiniz Cumhuriyet’in biraz sağında sosyal demokrat bir gazete ve o zaman bu kulvarda başka kimse yoktu. Fakat onlar özellikle Sabah’ın çıkmasından etkilenerek Sabah ve Hürriyet’le rekabet edecek bir gazeteye dönüştürmek istediler Milliyet’i. Yani, var olan kulvardan çıkarıp başka bir kulvara sokmak istediler. Genç bir gazeteci olarak bana sorsalar ben bile  “Yapmayın” derdim! Çünkü  Hürriyet kurulduğundan beri böyle gazetecilik yapıyor. Yani magazin ağırlıklı. Sabah  da öyle. Ama sen Milliyet olarak bu çizgide hiç gazetecilik yapmamışsın. Sonuç olarak bu kararın alınmasından Milliyet’in satışına kadar geçen yaklaşık 20 yıllık süre içerisinde Milliyet’te 10 tane genel yayın yönetmeni değişti. Yani her iki yılda bir yönetim değişti. Bu 20 yıllık süreçte Ertuğrul Özkök 20 yıl kaldı Hürriyet’te. Yani Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’tin başında olduğu süre boyunca Milliyet’te 10 tane genel yayın yönetmeni değişti. Bu da şu anlama geliyor aynı zamanda: Her gelen yayın yönetmeninin kendi ekibini getirdi. Ve böylece Milliyet’i Milliyet yapan unsurlar, Milliyet’in hafızası ortadan kalkmaya başladı. Ben ayrıldığım zaman teknik kadroyu bilmiyorum ama gazeteci, yazı işleri kadrosu içinde Milliyet’in en eski üç çalışanından biriydim. Bu çok garip bir şey. Ben 70 yaşında değilim ki gazetenin en eski çalışanlarından biri olayım!  Milliyet gibi gazetede en eski üç çalışanda biri demek çok önemli bir şey olması gerekiyor ama öyle bir personel değişikliği oldu ki…Sonuçta ben Moskova’dan buraya geldiğimde karşımda bambaşka gazetelerden, ağırlıklı olarak da Sabah’tan gelmiş, gazetecilik anlayışımız  uyuşmayan insanlar vardı. Ne ben onların gazeteciliğini sevdim, onayladım ne de onlar benim gazeteciliğimi sevdi ve onayladı. Dolayısıyla uyum sorunu oldu. Bana kimse “git “demedi. Sonuçta yazı işleri müdürlerinden biriydim. Ben sadece şunu bekledim; Milliyet’in satılacağı belliydi, pazarlıklar sürüyordu. Milliyet’i kim alacak görmek istedimç Basından gelen bir aile mi, örneğin Simavi mi alacak? Neden? Çünkü Simavi ya da basın geçmişi olan bir ailenin alması önemli bir göstergedir gazetenin geleceğikonusunda. Baktım Demirörenler aldı. Demirörenler’in medya ile hiçbir alakası yok ki. Onu gördüğüm anda zaten karar verdim. 2011 Mayıs ayında “Ayrılmak isteyen varsa ayrılabilir” dediler hemen diye satıştan sonra. Orada bir 70-80 kişilik grup ayrıldı. Bene ayrılmak için en son başvuran kişiymişim. Çünkü benim açımdan bu zor bir karardı. Kimse kovmuyor. Fakat burada kendi özgür iradenle ayrılma kararı alıyorsun ama sonuçta 25 yıl çalıştığın bir yer. Ben bu kararı çok zorlanarak aldım. Ama doğru karar aldığımı düşünüyorum.

Çalıştığınız dönemde Milliyet’in sahibi Aydın Doğan. O da gazetecilik kökeninden gelen birisi değil. Siz neden Demirören’in almasına tepki gösterdiniz?

Ben daha Moskova’dayken Milliyet’in yörüngesini kaybettiğini düşünüyordum. Bu söylediğim kulvar değiştirme operasyonundan sonra gazete bir türlü rayına oturmadı. Hep böyle serseri mayın gibi gitti. Ben Milliyet’i hala da öyle duvara doğru giden bir kamyona benzetirim .Ben Moskova’da dönmeden önce bile Milliyet’in kötü bir yere gittiğini görüyordum. Ama hep bir umut ışığı görmek istiyordum. Bu gazetenin gerçekten gazetecilik yapacağına ilişkin bir umut ışığı. Demirören bana bu umut ışığını vermedi. Haklı da çıktım zaten. Bir de şöyle bir şey vard, o anda Milliyet’te yapılan gazetecilik tamamen iktidarı kızdırmamak üzerineydi. İktidarı kızdırmayacaksın ve  patronu zor duruma düşürmeyeceksin. Bu gazetecilik değil ki. Ben mutlu değildim. Ayrılma nedenlerimden biri buydu, mutlu değilim. Bir ünvanım var,  maaşımda kötü değil fakat mutsuzdum. Çünkü gazetecilik yapamıyorum. Ben o şekilde belki 10 yıl daha 20 yıl daha çalışabilirdim, kimse bana bir şey demiyordu ama sonuçta kendine saygın kalmıyor. Bu koşullarda çalışmaya devam etseydim kendime saygım kalmazdı.

Milliyet üzerine bu kadar çok konuşmuş iken, ses kayıtlarına değinmek istiyorum. Demirören ve Başbakan Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Milliyet’in dün bir haber girişinde Devletin yapısını bozmaya çalışan paralel yapı şeklinde cemaati adlandırıyor iktidar dilinde. Madem Milliyet’i bu kadar çok konuştuk noktayı da koyalım istiyorum. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Demirören’in telefon konuşmasına gerçekten üzüldüm. Üzüldüğüm şey şu ama; ben milliyet adına üzüldüm. Milliyet’in bu duruma düşmesinden dolayı üzüldüm. Milliyet’in patronu öyle bir konuşma yapamaz. O olay oraya gelmemeli ya da o konuşma hiç yapılmamalı zaten. Milliyet adına çok yazık olmuştur. Çünkü Milliyet çok uzun zamandır zaten cepten yiyen bir gazete. Prestijni cepten yiyor. Bu da bardağı taşıran damla demeyelim ama hani Milliyet’in tarihine geçen kötü olaylardan biri oldu. Gerçekten çok üzüldüm çünkü Milliyet’in benim için yeri hala ayrıdır. Milliyet’e karşı hep bir sevgi duyarım.Cemaat konusunda da uzun uzun konuşacak pek fazla bir şey yok. Sonuçta sen iktidarla böyle bir ilişki içine giriyorsan böyle de başık atarsın yani…

Milliyet’in Demirören’e satılmasından sonra ayrılmasaydınız ses kayıtlarından sonra ayrılır mıydınız?

Ayrılma kararını ben büyük ihtimalle Gezi sırasında alırdım. Bu kayıtlardan önce. Gezi sırasındaki basılı medyanın tutumu da o da çok tarihe geçen bir şey. Büyük ihtimalle o zaman ayrılırdım. Kendine saygısı olan insanlar bence böyle yapar. İnsanların aileleri var, bakmak zorunda oldukları bu çok ayrı bir konu ama her şey para değil. Tabii ki hepimizin hayatımızı sürdürebilmesi için minimum bir paraya ihtiyacımız var. Amna  bzen öyle şeyler oluyor ki paranın önüne geçiyor.

Son zamanlarda çıkan ses kayıtlarından medyanın tavrını gördük. Medya düştüğü bu kepaze durumdan arınabilir mi kolayca?

Arınabilmesi için var olan düzenin değişmesi gerekiyor. Nedir bu düzen; siyasi ya da ekonomik gerekçelerle hükümetle, devletle iç içe geçmiş bir medya var. Bu değişmediği sürece bunun arınması mümkün değil. Nasıl değişsin ki? Her şey o kadar basit aslında medya patronunun bir sürü işi var. Devletle ilişkileri var. Devletle iyi ilişkiler içinde olmalı ki işini sürdürebilsin. Medya bunlardan sadece biri. Karşı tarafı kızdırmaması gerekiyor. Mesela ihale verilmesini engelleyecek yayın yapmaması gerekiyor. Koşullar böyle olduğu sürece bu değişmez ki.

Ses kayıtlarının yayınlandığı zamanda medyaya şöyle bir baktığınız hangi gazeteler etik anlamda nasıl yayıncılık yaptı?

Dinlemelerle ilgili gazetecilik açısından iki kıstas var. Çok karmaşık bir mesele değil aslında. Bu kıstaslar şu: 1)yayınlanan şeyler doğru mu? Birinci kıstas. 2) Bunların yayınlanmasında kamu çıkarı var mı? Bu kadar. Daha fazla bir şey aramaya gerek yok. Doğru olduğunu düşünüyorduk. Ya da o izlenimi veriyor en azından. İkincisi bunları öğrenme de kamu çıkarı var tabii ki. İnsanların kendilerinin yönetenin kimler olduğunu, be tür işler içinde olduğunu bilmeye hakkı var. Fakat siyasi nedenlerle yapılan yayınlarlar yani cemaat gazeteleri ya da hükümete yakın gazeteler dışında, örneğin Sabah dışında arada kalan gazetelerde bence kamuoyuna doyurucu bir yayın yapmadılar. Kamuoyunun öğrenme ihtiyacını karşılamaya yönelik bir yayın yapmadılar.  Belki Hürriyet biraz, son 7-8 ayda hükümete bakışında bir değişiklik, bir politika değişikliği, bir taktik değişikliği vardı ama özellikle ana akım medya diye tabir edilen gazeteler ve televizyonlar içinde çatır çatır gazetecilik yapan oldu mu? Olmadı. En azından ben görmedim.

Cumhuriyet gazetesi tapeleri yayınlandığı için kapatılma riski yaşadı. Birgün tam sayfa tapeleri yayınladı.

Birgün’ün ana medya içinde yer aldığını söyleyemeyiz. Hata Cumhuriyet bile… Cumhuriyet’in elbette bir adı var, prestiji vardır ama ben Cumhuriyet’i oraya koyamıyorum. Onun içinde göremiyorum.

KARŞI’NIN NE OLDUĞUNU ANLAMADIM

Çok yakın bir zamanda birkaç gün içinde bir gazete kapandı. 2 aydır yayında olan Karşı gazetesi kapandı. Şu an emekçileri direniyor, haklarını almaya çalışıyorlar. Siz karşı gazetesinin bu kadar kısa sürede kapanacağını tahmin ediyor muydunuz? Çünkü çok konuşulan bir konuydu çok fazla dayanamayacağı üzerine. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda çok fazla bir şey söyleyemem. Çünkü ben çıkmasından önceden başlayarak çıkana kadar Karşı gazetesinin en olduğunu anlayamadım. Ne olduğunu anlamadığım için de sağlıklı yorum yapamıyorum.  Çıkmadan önce bunun Cemaat tarafından finanse edildiği söylendi. Bunu sonradan yalanladılar. Tamamen son dönemde oluşan AKP karşıtı havayı kullanmak için konjoktüreL olarak kurulmuş olan bir gazete deniliyordu. Bu konuda yorum yapamıyorum. Çünkü elimde Karşı’yı değerlendirebilecek yeterli veri yok. Anlayamadım yani bu gazete neden çıktı, kim çıkardı ve neden kapandı.

Orada asıl önemli olan çalışanlarının habersiz bir şekilde işlerine son verilmesi. Bu memlekette gazeteciler hiç emeğinin karşılığını alamadı. Şu an Karşı’da da aynı sorun var. Oradaki meslektaşlarımız için ne  yapmalı? Nasıl dayanışmayı büyütebiliriz?

90’larda yeniden kurulması amaçlanan yeni medya düzeninin en önemli operasyonlarından biri gazetelerdeki sendikalara son verilmesiydi. Dolayısıyla yakın zamana kadar Anadolu Ajansı’nın dışında gazetelerde ve televizyonlarda sendika kalmadı. Belki Sabah da vardı doğru hatırlıyorsam. Dolayısıyla gazetecilerin haklarını savunabilecek mekanizmalar ortadan kalktı. Halbuki  çok basit, mesela Karşı olayında sendika olsaydı durum farklı olabilir. En azından haklarını alma anlamında farklı olabilirdi. Gazetecilerin o kadar güçsüz olmasının ya da yukarıdan gelen baskılara direnememesinin en önemli nedenlerinden biri zaten örgütsüz olmaları. İş güvencelerinin olmaması.

Peki örgütlenmek mümkün mü? Yoksa bunun içinde siyasal düzenin değişmeli mi?

Bu medya düzeni bilinçli olarak yaratıldığına göre ve bu düzende örgütlenmeye yer olmadığına göre, şu anda bunun pratikte mümkün olmadığı gözüküyor.

 RADİKAL’İ ALKIŞLAYAMAM

Pratikte internet yasakları ne kadar uygulanabildi mi? Twitter Türkiye’de yaptığı görüşmede ofis açmak için bir anlaşmaya varmadıklarını söyledi. Siz neler söyleyeceksiniz bu konuda?İçinde bulunduğumuz çağda internet yasaklarını uygulamak mümkün değil. Twitter’ın kapatıldığında kaç kişi Twitter’ı kullandı incelediniz mi?

Patlayan kullanan kişi sayısı değil mesaj sayısıydı. Hatırladığım kadarıyla normal bir zamana göre Twitter’a girenlerin sayısı yüzde 90 azaldı. Böyle bir gerçek var ama bu gerçek ister yüzde 90 azalsın, ister yüzde 10 azalsın bu tür yasakların uygulanmayacağı gerçeğini değiştirmiyor. Sonuçta ne oldu, belki de çoğu kişi bilmediği VPN’i öğrendi. Belki bu yasak kararını ciddiye alıp çekinenler mi oldu diyelim..Türkiye’de kaç Twitter kullanıcısı var, diyelim 10 milyon. Fakat bunların yüzde kaçı düzenli olarak Twitter’a giriyor. Atılan mesajları dikkatli olarak izliyor. Bu bence çok dikkat edilmesi gereken bir nokta. Benim gördüğüm kadarıyla Twitter’ı hayatının parçası haline getirenler var ama bunun yanı sıra moda olarak açanlar var. Çok daha ağır kararlar almadan bu tür yasakları uygulamak mümkün değil. İnterneti kapatırsan belki.

Radikal başta olmak üzere birçok yayın organı DNS ayarları nasıl değiştirilir diye haberler yaptı. Bu yasak konuldu ama hadi delin diye insanların önüne haberler konuldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çünkü burada insanların özgürlük alanına doğrudan saldırı oldu. Bu, iki bakan arasındaki konuşmanın yasaklanması gibi bir şey değil. Senin benim, 10 milyon kullanıcısı olduğu söylenen bir mecraya doğrudan bir müdahale oldu. Artık bu kadarını da yapsın yani. Radikal bu kadarını da yapsın! Tutup da Radikal’i alkışlayacak halim yok bu davranışı nedeniyle. Hiç olmazsa bu kadar ağır müdahale olunca bir direniş emaresi gösterdiler. Olması gereken aslında bu. Radikal’inde bunu yapması gerekiyordu zaten. Aferin Radikal denilecek bir şey yapmadı. Bunu da yapmazsa ne yapacak?

UKRAYNA’YI AMERİKA KARIŞTIRDI

Biraz da Rusya hakkında konuşmak istiyorum. Rusya’yı en iyi bilen gazetecilerdensiniz. Belki de teksiniz. Rusya hakkındaki haberlere medyamızda çok yer verilmedi, yeren verende doğru anlatamadı. En doğru, en kolay Rusya, Kırım, Ukrayna üçgenini nasıl anlatabiliriz?

Medyada doğru anlaşılmasını sağlayacak değerlendirmeler çıkmadı. Çünkü bizde haberler çıktı. İşte şurada havaalanını işgal eden Rusya yanlılarına operasyon yapıldı. Hep haber yapıldı. Bunları yorumlayacak kimse yok çünkü! Bunların en anlama geldiğini söyleyebilecek kimse yok. Olan  şu aslında; Sovyetler Birliği dağıldığı zaman ve Berlin Duvarı yıkıldığı zaman herkes ne düşündü: Soğuk Savaş bitti. İdeolojik savaşı da kapitalizm kazandı. Komünizm kaybetti. Bu aslında böyle değil ama şu an işin ideolojilk kısmına girmeyeyim. “Soğuk Savaş bitti”kısmına gelince.., Bizim yaptığımız o değerlendirmeler de doğru değildi ya da doğru değilmiş.  Aslında Rusların kendisi de aynı hatayı işledi. “Soğuk Savaş bitti, aradaki duvar kalktı. Biz kucaklaştık tekrar Batı ile“ diye düşündüler. Onlar öyle zannededursun Amerikalılar hiç böyle düşünmüyordu. Hiçbir zaman böyle düşünmedi, çünkü; Amerika’nın yapmaya çalıştığı şey “Soğuk Savaş” bitince Rusya’nın bir daha Sovyetler Birliği’nin sahip olduğu güce sahip olmasını engellemeye çalıştılar. Yani bir daha Rusya Sovyetler Birliği gibi bir güç olarak ortaya çıkmasın, kendisine rakip olmasın, ikinci bir süper güç çıkmasın istediler. Bunu engellemeye çalışıyor. Yani Amerika’nın bütün yapmaya çalıştığı Rusya’nın bir daha kendi ayakları üzerinde durmasını engellemekti. Bunu şundan dolayı anlatıyorum;  bence Ukrayna’yı karıştıran Amerika ve Batı’dır aslında. Rusya da karıştırmıştır mutlaka ama burada günahın büyüğü Batı’dır. Onlar Sovyetler Birliği dağıldığından beri, Rusya’yı kuşatmaya çalışıyorlar. Rusya’nın etrafında bir çember oluşturmaya çalışıyorlar ki Rusya kıpırdayamasın. Ve Ukrayna’yı yanlarına çekmeyi başarırlarsa, direkt olarak Ukrayna’nın Batı yanlısı bir hükümet tarafından yönetildiğini varsayarsak Amerika ile Rusya fiili olarak sınırdaş olacaktı. Yani Amerika geliyor, Rusya’nın burnunun dibine girmiş olacaktı. Rusya’da bunu gördü ve engellemeye çalıştı. Baktılar Ukrayna’da yönetim devrildi Yanukoviç denilen Moskova yanlısı denilen lider kaçmak zorunda kaldı, Ruslar da kendilerine nefes alacak bir alan yaratmaya çalıştılar,gittiler Kırım’ı işgal ettiler. Zaten Kırım’ın çoğu Ruslardan oluşuyor. Yani, işin aslı Rusya ile Amerika arasındaki küresel çekişme. Ama ben Amerika’yı ya da Batı’yı bu konuda daha çok saldırgan, daha agresif görüyorum, Rusya’yı biraz daha savunma pozisyonunda görüyorum Ukrayna konusunda. Rusya kendini korumaya çalışıyor. “Rusya kendini korumaya çalışıyor” derken çok da masum bir ülke olduğunu söylemiyrum elbette. Sonuçta Rusya’da ne istiyor? O eski Sovyet topraklarındaki gücünü yeniden elde etsin, yeniden güçlensin ve Amerikan’ın karşısına dikilsin. Rusya’nın da derdi bu. Amerika da onun sürekli olarak kafasına bastırıyor, “Sen burada  otur, kıpırdama yerinde” diye. Olan bence bu aslında.

DSC_7907

ERDOĞAN PERDENİN ÖNÜNDEKİ PUTİN

Amerika Ukrayna’yı karıştırdı derken bahsetmeden edemeyeceğim. Türkiye’de de Gezi döneminde Batı’nın oyunları, dış mihraklar karıştırıyor, nazar değdi gibi açıklamalar oldu.

Nazar değdi açıklamasını ciddiye almak mümkün değil de, aslında Rusya ile Türkiye birbirine çok benzeyen ülkeler. Bu iki ülkenin ortak özelliği de bir dış tehdit, dış düşman algısıyla yaşamaları ve de halkını buna inandırmaya zorlamaları. Ukrayna örneğinde aslında orta bir dış tehdit, dış düşman olayı olduğu görüyoruz Rusya için konuşursak. Başka durumlarda, yani olmadığı zamanlarda da hep varmış gibi gösteriliyor. Rus toplumuna ”Hep bir saldırı altındayız, bizi karıştırmak istiyorlar” görüşü empoze edliyor. Bu Türkiye’de de var. Bu hükümete özgü değil. Hep bir dış düşmandan söz ediliyor. Çünkü, sorunlarda, sıkıntılarda görünmeyen bir dış düşmanı sorumlu tutmak işin en kolay kısmı. Kendi içinde çatışan ya da görüş ayrılığı içinde olan  insanlar bir dış tehdit denildiği zaman bunu bir kenara bırakıyorlar. Düşmana karşı birleşmek gibi bir refleks var doğal olarak. Teorik olarak doğru olabilir. Sonuçta Türkiye’nin bu bölgede güçlenmesinin Amerika’nın çıkarına olmadığını söyleyebiliriz. Teorik olarak bu doğru ama her yapılan ya da Türkiye’de yaşanan tırnak içinde her olumsuzluğun dışarıda planlandığını, yönetildiğini sanmamız biraz paranoyaya giriyor.

Hazır söz Türkiye’den açılmışken son zamanlarda çok söylenen bir şey var: Erdoğan Putinleşiyor. Erdoğan Putinleşiyor mu? Aslında Putinleşmek ne demek? Bu kavramın bir açıklaması lazım.

Putinleşmek şu demek; Rusya’da sistem bir kişinin üzerine kurulu. Aslında sistem gizli servisin üzerine kurulu. Rusya’yı gizli servis yönetiyor. Putin de gizli servisin iktidara taşıdığı birisi Burada bence ilginç ve önemli olan şu; Putin Putin olduğu için iktidara gelmedi. O sistem onu oraya taşıdı. Putin olmayabilirdi o, bir başkası da olabilirdi. Putin çok karizmatik, müthiş bir lider, onun için Rusya’nın devlet başkanı oldu… Hayır böyle bir şey kesinlikle yok. Ülkeyi yöneten Rus gizli servisidir. Rus gizli servisi onu oraya getirdi. Onu oraya getiren bence indirebilir de istediği zaman!… Ama sonuçta perde arkasında  gizli servis var, perdenin önünde ise Putin var. Bütün iktidar Putin’in elinde. Rusya’da imparatorluk döneminde çar vardı, şimdi Putin var. Putin ağzından çıkan her şey emirdir. Tabii ki parlamento var, tabii ki siyasi partiler var ama bunlar şekilsel olarak var. Bunların hiçbir kıymeti yok ya da ülkenin siyasi yaşamında hiçbir söz hakkı yok.

Rusya’nın nasıl bir demokrasi geçmişi var ki? Yok. Çarlık, çarlıktan sonra 1917 Sovyetler Birliği kuruluyor, 1991’e kadar devam ediyor. 92 yılında teorik olarak demokrasiye geçiyor. 1992-2014.Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi tepeden inme demokrasi kurulmuş. Demokrasi Putin’in umurunda değil, Putin zaten demokrat değil, bunu kendi de söylemiuyor. Rusların genel bir özelliği vardır: Saygı görmek isterler. Birey olarak da ülke olarak da. Kimse, yeni ortaya çıkan orta sınıf dışında kimse demokrasi istemiyor, daha doğrusu öncelikleri bu değil yani.

Erdoğan Putinleşiyor mu? Evet öyle gözüküyor. Perde önündeki Putin’den bahsediyoruz. Özellikle Gezi olayı dönüm noktasıdır. Oradaki davranışlarından yola çıkarak Putin’e benzemeye başladığını söyleyebiliriz.

Basın Lobisi

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe
%d blogcu bunu beğendi: